29 Aralık 2009 Salı

Arda Liverpool'a Gider Mi?

Son bir kaç gündür Arda Turan Liverpool ile anılmaya başladı. Arda'nın da Liverpool'da oynamak isterim demesinden sonra İngiliz basınından da Benitez'e Arda'yı denemesi yönünde bir tavsiye geldi. Benitez de Galatasaray'ı arayıp, "Ben sizin bu Arda'yı beğendim. Bir iki maç da takım içerisinde denesem nasıl olur?" diyemeyeceği için, bonservisini almak zorunda. Peki alabilir mi?
Öncelikle Galatasaray cephesine bakalım. Arda'nın takımına saha içerisindeki katkısını tartışmaya gerek yok. Yalnız kendi oyunuyla değil, takım arkadaşlarının oyununa da, varlığı ile, önemli bir katkısı oluyor ki takımın kaptanlığını da kendisi yapıyor. Saha dışında da sempatik kişiliği ile takmının dış dünyaya açılan yüzü konumunda. Bu özelliğini güzel futboluyla birleştirerek birçok gencin örnek aldığı bir kişi oldu. Bence Galatasaray'da varlığı ile takımının taraftar sayısını da önemli ölçüde arttırıyor. Galatasaray icin bu kadar önemli bir oyuncunun sezon ortasında takımdan ayrılması, hiç, hiç, hiç kolay olmaz. Oldu da bu transfer gerçekleşti, ardından da şampiyon olunamaması sonrası oluşacak taraftar tepkisini düşünmek bile istemez sanıyorum, Galatasaray yönetimi. Belki Arda bu transfer isteğini, taraftara onların anlayacağı şekilde anlatabilirse (nasıl olur bilmiyorum ama bunu yapabilecek ilk kişi kendisidir) ve oldukça yüksek bir mebla önerilirse (mesela 30m avro) bir ihtimal bu transfer gerçekleşebilir.
Peki Liverpool Arda'yı alırsa nasıl olur? Kısaca süper olur. Öncelikle Liverpool'u sevmemiz için mantıklı bir sebebimiz olur. Bu Liverpool'da da rahat oynar. Su anda Liverpool 4-2-3-1 taktiği ile oynuyor. O 3 için alternatifler Gerard, Kuyt, Benayoun, Babel, Riera ve Voronin. Arada sırada da Rafa, Dossena ve Aurelio'yu da (ne akla hizmetse) orada kullanabiliyor. Bu ismler arasında Babel, Dossena ve Voronin'in Ocak döneminde ayrılacağı konuşuluyor. Gerard'ı ise yerinden etmek her babayiğidin harcı değil şu anda. Ama diğer iki posizyon için Arda en güçlü aday olur ve böylece ideal on birde kendine yer bulur. Gerard'ın oynamadığı maçlarda da onun posizyonunda oynaması en büyük ihtimal olan gene kendisi olur. Liverpool'un da kalitesini bir seviye arttırır ve ilk 4 iddiasını güçlendirir, ki bu sezon ilk 4'de kalmak çok önemli Liverpool için. Aksi takdirde Mascherano ve Torres'in büyük ihtimalle ayrılacakları, Gerard'ın bile lig şampiyonluğu görmek için daha iddialı bir takıma transfer olmak isteyeceği konuşuluyor. Maddi durumu pek iyi olmayan Liverpool da bu transferlere sıcak yaklaşabilir. Tabi aynı takım o kadar parayı Arda transferi için harcayabilir mi? Zor.
Özetle, umarım bu transfer gerçekleşir ama bence kısa dönemde pek olası değil.

28 Aralık 2009 Pazartesi

"Taçlar Ayakla Kullanılsın"

Size de oluyor mu bilmiyorum. Uzun yıllar aynı takımın başında olan Arsene Wenger, Alex Ferguson gibi isimlere (bir başkası de aklıma gelmedi) ve futbol görüşlerine ister istemez büyük saygı duyuyorum. Ama bazen onlar da garip, yanlış hatta utanmasam saçma diyeceğim açıklamalar yapabiliyorlar. Başlıktaki fikir de Arsene Wenger'in. Ana fikirde bir sorun yok ama gerekçesini şöyle açıklamış: "Bazı oyuncular çok uzun taç atışları yapabiliyorlar. Mesela, Stoke'da oynayan Rory Delap için taç atışı topa ayağıyla vurması gibi. Bu, biraz adil olmayan bir avantaj yaratıyor. Genellikle futbolda olmayan bir güç çeşidini kullanıyor. Hem kural değişirse, bence oyun daha da hızlanır."
Öncelikle, oyunun nasıl hızlanacağını hiç anlamadım. Özellikle de tehlikeli bölgedeki her serbest vuruşta baraj vs. için ne kadar zaman harcandığını düşününce.
Delap gibi oyuncuların taç atma kabiliyetiyle takımlarına faydalı olmalarını "haksız rekabet" olarak değerlendirmesi beni bayağı güldürdü. Ben Tony Pulis olsam ertesi gün şöyle bir açıklama yapardım: "Arsenal'li Fabregas gibi oyuncular düşündükleri pasları ve şutları çok kolay gerçekleştirebiliyorlar. Bu futbolcularda genellikle olmayan bir özellik ve bence takımlarına haksız avantaj sağlıyorlar."
Uzun taç atışlarındaki bence tek sıkıntı, taçdan ofsayt olmaması. Böyle olunca taçı atan takımın oyuncuları kaleye istedikleri kadar yaklaşabiliyorlar. Bunlarla beraber rakip defans da kaleye yaklaşıyor ve kale önünde büyük bir karambol oluşuyor. Belki bu ofsayt kuralı tekrar gözden geçirilebilir, zira düşününce pek de mantıklı gelmiyor.
Rory Delap'ın taç atışlarını görmemiş olanlar bu klibi izleyebilirler:

27 Aralık 2009 Pazar

Aquilani İlk Onbirde

Sezon başında o sırada sakat olmasına rağmen büyük paralara Xabi Alonso'nun boşluğunu doldurması için alınmıştı. Rafa'ya göre daha gençti, daha yetenekliydi ve Liverpool çok önemli bir transfer yapmıştı. Herkes Liverpool formasıyla nasıl oynayacağını merak ediyordu ama o sakattı, henüz oynayamazdı. Haftalar, aylar geçti, iyileşmesi beklenenden biraz uzun sürdü ama olsun, sonunda taraftarlar için sezonun en "flaş" transferi sonunda yedek kulübesinde görülmüştü. Fakat bir türlü oyuna girmiyordu.
Sonra bazı maçlarda sonradan oyuna girmeye başladı. Taraftarlar için yeterli değildi bu, herkes gerçekten çok iyi bir oyuncu olup olmadığını, Gerard ve Torres'den sonra bir üçüncü süper topçuları (worldclass) olup olamayacağını anlamak istiyordu. Sonradan oyuna girebildiğine göre, 90 dakika da oynayabilirdi değil mi? Ama Rafa'ya göre henüz hazır değildi. Gerçekten hazır değil miydi, yoksa Benitez onun yedek kulübesindeki hoş sohbetinden vazgeçemiyor ve böylece İtalyanca'sını da geliştirmek mi istiyordu? Ya da kötü giden Liverpool'u eleştirenlere, "Durun bakalım, daha müthiş yeteneğimiz Aquilani de takımdaki yerini alamadı. O da bir gelsin, biz garanti ilk 4 bitiririz ligi... garanti..." diyebilmek için mi sahaya ilk on birde sürmüyordu bilinmez.
Ama işte beklenen gün geldi. İlk kez Liverpool formasıyla bir maça çıkmasından 2 ay sonra, bugünkü Wolves maçında o da sonunda maç başlamadan rakip oyunculara ve hakemlere teker teker iyi şanslar diledi. Tabi bunda Mascherano'nun bir önceki maçta gördüğü kırmızı kart dolayısı ile cezalı olmasının da katkısı oldukça fazla. 84üncü dakikada oyundan çıktı ama artık bir sonraki maçta tahminimce son düdük çalındığında da sahada olacaktır. Mascherano'nun da daha 3 maç cezası var nasıl olsa. Nasıl oynadığı hakkında ise maçı izlemediğim için bir yorum yapamayacağım. Okuduğum yazılarda kimi iyi diyor kimi kötü. Uzun vadede nasıl bir oyuncu olacağına dair bir yorum yapmak için sanıyorum sezon sonunu beklemek doğru olacaktır.

En Skorer Gricek

Bu haftanın beni en çok şaşırtan olaylarından birisi. FB Ülker'li Gordan Gricek, Türk Telekom maçında 14 sayı ile takımının en skorer ismi olmayı başarmış. Geçen sezon 2 yıl için 4m avroya anlaşılan ve kendisinden en büyük beklenti skor üretmesi olan bu oyuncunun daha önce bunu başardığını ben hatırlamıyorum. Olmadığını iddia etmiyorum (hatta herhalde birkaç defa daha olmuştur) ama en azından uzun bir süredir olmadı. Ne diyelim; Başarılarının devamını diliyorum.

Burada neler olacak?

Selamlar,

Buraya, fırsat buldukça teması spor olan kısa yazılar yazmayı planlıyorum. Mümkün olduğu kadar çok farklı spor dalından bir şeyler eklemeye çalışacağım ama sonunda gene futbol ağırlıklı bir günlük olabilir, şimdiden söyleyeyim. Giriş için bu kadar yeterli sanırım.

İyi okumalar.